Artık Eskisi Kadar İyi Düşünemiyorum
Uzun zaman sonra yeniden yazmaya oturdum ve daha ilk dakikalarda garip bir şey fark ettim: Artık eskisi kadar iyi düşünemiyorum. Daha doğrusu, düşüncelerim hâlâ var, hatta kafamın içerisinde birbirleriyle sürekli kavga eden onlarca düşünce var ama bunları eskisi gibi bir araya getirip birkaç sayfalık bir yazıya dönüştürmekte zorlanıyorum. Kahvemi aldım, masaya oturdum ve uzun bir süre ne yazacağımı düşündüm. Önceden aklıma gelen herhangi bir konu hakkında takır takır yazabiliyorken, şimdilerde aklıma gelenleri toparlamak bile başlı başına bir çaba hâline gelmiş durumda. Bir zamanlar düşünceler kendiliğinden cümlelere dönüşürken şimdi cümleleri kurmak için önce düşüncelerimi yakalamam gerekiyor.
Sonra bunun sebepleri üzerine düşünmeye başladım. Önceleri düzenli kitap okuyan birisi olarak hem kitap okuma alışkanlığımı sekteye uğratan hem de yazı yazma becerilerimi yavaşlatan olgunun ne olduğunu tespit etmeye çalıştım. Düşünme sürecim devam ederken kafamda birkaç madde belirdi aslında. Bunlar sırasız ve eksik bir liste olarak şu şekilde: hızlı sosyal medya ile düşen dikkat süresi, unutkanlık, disiplinsizlik ya da ödüllendirilememe ve son olarak yapay zekânın gelişimi ile birlikte gelen tersine gelişim.
Belki sorun bendedir. Belki de artık hepimiz biraz böyleyiz.
Hızlı sosyal medya ile düşen dikkat süresi
Öncelikle “hızlı sosyal medya” diyerek ne kastettiğimi açıklayayım. Bu trend ilk başta 2013 yılında Vine uygulaması ile hayatımıza girdi. Hızlı ve sonsuz bir döngü şeklinde art arda video izlediğimiz bu yaklaşım ile kısa süreli ve dikey formatta video içerik üreticiliğinin geleceğin medya algısını oluşturacağını o zamanlar fark edememiştik. 2014 yılı geldiğinde Musical.ly isimli bir uygulama ile bunun devamı geldi. Ardından sosyal medyanın Hiroşima’sı olacak olan TikTok, 2016’da Çin’de, 2017’de ise dünyada yayılmaya başladı. TikTok, bu akımın bütün dünyaya ve bütün yaş gruplarına yayılmasındaki en büyük aktör oldu.
Tabii ardından Instagram’ın ve YouTube’un bu içerik formatını kendileri için kopyalamaları, içerik üretiminin ve tüketiminin yönünü geri dönülemez derecede değiştirdi. Elbette kullanıcılar mutlu; zihinlerini meşgul edecek ve kendilerine sahte dopamin salgılatıp mutluluk mastürbasyonu yaptıracak bir şeyleri var. Platformlar mutlu; kullanıcıların uygulamada kalma sürelerini artırıyorlar. Reklam verenler mutlu; reklamları için yeni ve etkili bir yöntem buldular. Hatta bu mutluluktan payını almak isteyen yetişkin içerik üreticisi firmalar bile 7 saniyelik porno klipleri oluşturmaya başladı. Herkes mutlu. Bir tek biz, ne olduğunu tam olarak anlamadan saatlerimizi kaybediyoruz.
Bu gelişen yeni medya türü insan zihninde geri dönülemez bir tahribata yol açtı. İlk başlarda bu mantığın kısa süreli video izleme olduğu için daha az vakit tüketeceğini düşünen insanlar, saatler sürecek bir sarmalın içinde kendilerini bulmaya başladı. Otobüste, trafikte, asansörde ve tuvalette dahi kısa süreli içerik izlemeye vakit ayırıyordu insanlık artık. Tekil olarak izleme süresi kısa olan videolar birbirinin arkasına sonsuz bir zincir ile bağlandığında saatleri almaya, hatta temel ihtiyaç olan uykudan bile daha fazla yer kaplamaya başladı insan hayatında.
Bu kısa süreli ve peş peşe içerik tüketimine, hatta aynı anda birden fazla içeriğe maruz kalma durumu insanların dikkat ve odak eşiğini ciddi derecede düşürdü. Bu durum ise metin bazlı içerik üreten kişilerin ya hem metin hem de video ile içerik üretimine geçmesine ya da metin bazlı içerik üretimini tamamen bırakmasına sebep oldu. Çünkü artık hiç kimse uzun bir metni okumuyor ve daha kötüsü, o metni yazabilecek enerjiyi de kendisinde bulamıyordu. İşte burada ikinci aşamaya geçiş gerçekleşiyor.
Unutkanlık, disiplinsizlik ya da ödüllendirilememe
Dedim ya, insan beyni artık çok hızlı ilerliyor diye. Bununla ilintili olarak unutkanlık da had safhada. Hemen hemen her şeyi unutuyoruz. Yaptığımız işleri, yapacağımız işleri ve kendimize verdiğimiz sözleri. Her yılbaşı kendisine “Bu sene bunu düzenli olarak yapacağım.” deyip birkaç hafta sonra verdiği sözü unutan milyonlarla doluyuz. Bu unutkanlıkla birlikte disiplinsizlik de ortaya çıkıyor. Ya da unutkanlık diye düşündüğüm şey, disiplinsizliğin ta kendisi. Ama şu bir gerçek ki ikisi birbirini besliyor.
Bir de işin ödül mekanizması kısmı devreye giriyor; unutkan olmayan ve disiplinli insanlarda bile. Yeni sistem artık sizi ödüllendirmiyor. Bloglar eskisi gibi para kazanmıyor, yazılı içerik okuma oranları yerlerde. Artık kitapların okunmak yerine dinlendiği bir ortamda hiç kimse bir bilgi öğrenmek ya da bir anı dinlemek için yazı okumuyor; bunun yerine görsele hitap eden video formatını tercih ediyor. Yalan yok, ben de çoğunlukla böyle yapıyorum. Bunu yapmamaya kalktığımda ise günümüzde hâlâ düzenli blog tutan bir insan bulamıyorum. Belki de bu benim hatam. En son ne zaman bir blog okudunuz? Ne zaman bir blog sahibine e-posta attınız? Ne zaman bir yazının altına yorum bırakıp yazarıyla tartıştınız? Çok zor.
2000’lerin internetinde bir bloga girerdiniz. Bir insanın dünyasına girerdiniz. Yazısını okurdunuz, belki yorum bırakırdınız, belki bir sonraki gün tekrar gelirdiniz. Belki RSS’e eklerdiniz. Belki o insanla hiç tanışmadan internet üzerinden arkadaş olurdunuz. Şimdi ise algoritma size kimi göstereceğine karar veriyor. Algoritmalar yazılı içerik yerine görsel içeriği desteklediği için okuyacak insanların önüne de düşemiyorsunuz. Bu durumda sistem sizi ödüllendirmediği için, her ne kadar disiplinli olsanız bile önce seyrekleşmeye, sonrasında ise hiç yazmamaya başlıyorsunuz.
Bunu başarsanız bile son darbe, yapay zekâ çağının en güçlü silahları olan LLM’ler ile vuruluyor. Kim bir bilgiyi LLM’den öğrenmek yerine teknik bir blog yazısı okusun ki?
Yapay zekânın gelişimi ve tersine gelişim
Son maddeye geldik ve bence en büyük tehlikeye. Artık insanlar tamamen şahsi ve insan tekelinde olması gerektiğine inandığım blog yazıları için bile yapay zekâyı kullanmaya başladı. Konuyu veriyor, “Şu şekilde yaz.” diyor ve tamamen yapay zekâ üretimi bir içeriği kendi içeriğiymiş gibi paylaşıyor. Bu her yerde böyle; video içerik platformlarında da, yazı tabanlı medyalarda da, sosyal medya içeriklerinde de. Ölü internet teorisinin gerçek olmaya başladığı bu noktalarda yazım hataları ile dolu, devrik cümlelerin olduğu blog yazıları benim gözümde bir inci artık. Bu uçsuz bucaksız yapay veri kirliliğinde, duygular ile yapılmış doğal nöron bazlı hataların değerli olduğuna inanıyorum.
Yapay zekâ çok önemli bir atılım oldu. Hatta bana sorarsanız sanayi devriminden sonra yapılmış en büyük sıçrayış. Fakat her devrim, kötülüğünü de içinde barındırıyor. Artık insanlar bir bilginin doğru olup olmadığını anlayamayacakları bir döneme doğru sürükleniyor. Çağa ayak uyduralım, yapay zekâyı kullanalım, milyonlarca token harcayalım fakat ruhumuzu ve gerçekliğimizi yapay zekâya teslim etmeyelim. Bir içeriğin özetini okumak için, program yazmak için, görsel üretmek için yapay zekâ çok büyük bir nimet. Fakat bu noktada bir yardımcı olarak kalmalı diye düşünüyorum. İnsan yerine koymamalıyız.
Daha önceleri adını duymadığım, yapay zekânın gelişimi ile kendini usta ilan eden bir yazılımcı ağabeyim var mesela. Yazdığı yazılımlar, attığı X’ler (önceki adıyla tweetler) tamamen yapay zekâ üretimi. Kendisini tamamen teslim etmiş bir vaziyette, kör olmuş durumda. İnsanların eleştirilerinin doğru olup olmadığını ve insanlara edeceği küfürleri bile yapay zekâya sorduğuna eminim. İsmini verip rencide etmek istemiyorum fakat umarım bu yazıyı okur ve düşünüp sorgulayabileceği son nöron tanesini kaybetmeden insan olduğunu hatırlamaya başlar.
Çünkü mesele yapay zekânın bizi ele geçirmesi değil. Mesele, bizim kendi isteğimizle kendimizi ona teslim etmemiz.
Eğer bu yazı bir şekilde önünüze düşmüş ve son cümlesine kadar okumuşsanız, bu içeriğin tamamen insan beyni üretimi olduğunu biliniz lütfen. Bilerek yazım yanlışlarımı düzeltmiyorum. İnsana ait olan şeyler yanlışlarıyla bile güzel.
Belki bu yazının bazı cümleleri gereğinden uzun. Belki bazı düşüncelerim yanlış. Belki bazı noktalarda haksızım. Belki birkaç yıl sonra bugün savunduğum şeylerin tam tersini düşüneceğim. Ama bunların hepsi bana ait. Ve bence bugün internette en kıymetli şeylerden biri de bu. Görsel üretiminde yapay zekayı kullanalım ama fikirlerimiz kendimize ait kalsın.
Seyrek aralıklarla da olsa yazmaya devam etmeyi umarak, 2000’ler blog ruhunu taşıyan bu yazıyı sonlandırıyorum. Eğer bu yazıların ve düşüncelerin devam etmesini istiyorsanız sistemin bunu ödüllendirmesi gerektiğini unutmayın. Bu sebeple bu yazıyı hangi mecradan okuyorsanız, o mecrada beni takip etmeyi, kişisel sitemi ziyaret etmeyi ve bir merhaba demeyi çok görmeyin.
Çünkü belki de yeniden blog yazmanın en güzel tarafı, algoritmanın karşısına değil, doğrudan bir insanın karşısına yazıyor olmaktır.
Kendinize iyi bakın.